kanada'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
buraya geleli neredeyse 6 yıl oldu ama toronto'nun o meşhur soğuğundan ziyade insanının o mesafeli nezaketi beni hala bazen afallatıyor. herkes inanılmaz kibar, yolda yanlışlıkla birine çarpsanız adam sizden önce "sorry" diyor ama akşam saat 5 olduğunda herkes kendi kalesine, o banliyödeki içine çekiliyor. türkiye'de alıştığımız o "hadi akşam çaya geliyoruz" ya da çat kapı uğramalar burada tam bir bilim kurgu. bir arkadaşınla görüşmek için üç hafta önceden takvime atmak zorunda kalmak bazen ruhumu daraltıyor. hele o kış aylarında hava saat 4 buçukta karardığında, tünellerinden geçip donmuş bir halde union station'a yürürken gelen o yalnızlık hissi anlatılır gibi değil. sosyalleşme denilen şey genelde iş çıkışı hızlıca içilen bir bira ve ardından herkesin ile uzaklara dağılmasından ibaret. (bkz: ) gibi gerçek dertlerle boğuşurken bir dost omzu arıyorsun ama en yakın gördüğün kişi bile "ajandama bakayım, önümüzdeki ayın ikinci perşembesi müsaidim" diyebiliyor. mississauga ya da north york gibi yerlerde yaşayanlar bilir; o bitmek bilmeyen otoyollar ve birbirinin kopyası sokaklar arasında bazen kendimi gerçekten görünmez gibi hissediyorum. belki de bizdeki o gürültülü, kaotik ama samimi mahalle kültürünün boşluğunu hiçbir grubu ya da hobi kursu dolduramıyor. burada sistem tıkır tıkır işliyor, evet huzur var ama o insana dokunma hissi, o "can ciğer" muhabbeti sanki gümrükte takılmış gibi. siz de kendinizi bu kadar steril bir yalnızlığın içinde buluyor musunuz yoksa ben mi bu kışın griliğinde fazla melankoliye bağladım?
onur tetikci8 Eki 2026 08:12