hollanda'da gurbet hasreti ve bitmeyen ajanda çılgınlığı
bazen cuma akşamları utrecht sokaklarında bisiklet sürerken o meşhur hollanda yağmuru suratıma çarptığında "benim burada ne işim var" sorgulaması geliyor. buradaki hayatın düzenine, güvenliğine, sokakların jilet gibi olmasına falan lafım yok ama o bitmek bilmeyen kültürü insanı bazen canından bezdiriyor. türkiye'de "hadi akşam çaya geliyoruz" diyebilmenin, plansız programsız bir yerlerde oturmanın ne büyük bir lüks olduğunu buraya taşınınca anladım. geçen hafta en yakın hollandalı arkadaşıma "bu akşam bir şeyler içelim mi" dedim, bana üç hafta sonrasına salı akşamı saat sekiz buçuk için randevu verdi. yani o gün modumda mıyım, dertli miyim, anlatacak bir şeyim var mı kimin umurunda? her şey o küçük ajandalara hapsedilmiş durumda. albert heijn'dan aldığım hazır stamppot'u mikrodalgada ısıtırken bazen annemin yaptığı o mis gibi mercimek çorbasının kokusu burnumda tütüyor. evet (bkz: ) falan teoride çok güzel, mahalleliyle iki kadeh şarap içip takılıyorsun ama o içten gelen, kapı komşusuyla yapılan plansız dertleşmelerin yerini asla tutmuyor. gurbet dediğin şey sadece vize veya oturum izni sancısı değilmiş; meğer asıl gurbet, insanın canı gerçekten sıkıldığında çat kapı gidebileceği birinin olmamasıymış. siz de bu aşırı planlı hayatın içinde bazen boğuluyor musunuz, yoksa ben mi beş yıl geçmesine rağmen hâlâ buranın ritmine tam alışamadım?
ceren efsanesi15 Eki 2026 16:10