amerika'da mahalleliyle kaynaştıran potluck partileri
ilk taşındığımda boston civarında küçük bir yerleşim yerindeydim. hani o filmlerdeki gibi önü bahçeli müstakil evlerin olduğu, herkesin birbirine 'hi, how are you?' dediği ama samimiyetin nerede bittiğini tam kestiremediğiniz bir atmosfer vardı. bir pazar sabahı kapı çaldı, yan komşum elinde taze pişmiş bir ile 'hoş geldin' demeye geldi. açıkçası türkiye'den alışık olduğumuz o aşırı yakınlığı beklemiyordum ama meğer işin sırrı kültüründeymiş.
geçen yaz mahalledeki beş-altı ev birleşip arka bahçede bir organizasyon yaptık. kural basit: herkes kendi yaptığı bir yemeği getiriyor, ortak masaya koyuyor ve her şey paylaşılıyor. ben bizim taraflardan kısır ve sarmayla gittim; yan komşu joe ise devasa bir hazırlamış. o akşam sadece yemek yemedik, çocukların okulundan tutun da mahalledeki kurallarına kadar her şeyi konuştuk. insanların birbirinin bahçesindeki otu biçmek için yardıma koşması, tatile giderken anahtarı tereddüt etmeden 'çiçekleri sular mısın?' diye teslim etmesi beni çok şaşırtmıştı.
özellikle (bkz: ) olayını bizzat yaşayınca, o başta 'yapmacık' dediğim gülümsemelerin aslında bir toplumsal sözleşme olduğunu anladım. kimse kimsenin hayatına burnunu sokmuyor ama ihtiyaç anında herkes bir şekilde orada oluyor. geçenlerde arabamın aküsü bittiğinde daha ben çekiciyi aramadan karşı evden tyler elinde takviye kablolarıyla çıkıp geldi. bu tip küçük ama insani detaylar insanın gurbet hissini gerçekten azaltıyor. iyi bir yakaladığınızda hayat kaliteniz ve aidiyet hissiniz bir anda artıyor. benim şansıma mı böyle oldu yoksa genel bir durum mu emin değilim ama komşuluk ölmemiş dedirtti.
rossa stella5 Eki 2026 08:11