ingiltere'de mahalle kültürünün sıcaklığı
london'a ilk taşındığımda o meşhur "soğuk ingilizler" klişesine kendimi o kadar inandırmıştım ki, komşularla sadece kafa sallayıp selamlaşarak aylarımı geçirdim. meğer olay sadece doğru anahtarı bulmak ve o mesafeli duran ama aslında inanılmaz tatlı olan kabuğu kırmakmış. highbury tarafında, ara sokaklarda eski bir victoria tipi evde yaşıyorum. bizim sokağın bir whatsapp grubu var ama öyle bizdeki gibi her saniye kavga dönen, yöneticiye sallanan cinsten değil. geçen sene bahçedeki elma ağacı bir anda coşup meyve vermeye başlayınca gruptan "fazla elma var, isteyen gelip kapı önünden alsın" diye yazdım. on dakika sonra kapıda eli boş gelmeyen üç komşu belirdi; biri ev yapımı getirmiş, diğeri kendi bahçesinden topladığı domatesleri. asıl kırılma noktası mahalledeki olan mekana takılmaya başlamamla oldu. her salı akşamı yapılıyor burada. tek başıma bira içip takılırken yan masadaki ekip "eksik adamımız var, gel katıl bize" diye seslendi. o günden beri "the bosphorus bridge" adında bir takımımız var ve her hafta düzenli katılıyoruz. aralarında 70 yaşındaki sue teyze de var, 20'lerinde stajyer avukat liam da. o masada sadece bir yabancı değil, mahallenin bir parçası gibi hissetmek buradaki yalnızlık hissimi bir anda sildi süpürdü. türkiye'den geldiğimi öğrenince "bir gün bize gel de şu meşhur türk kahvaltısını yapmayı öğret" dediler, geçen pazar topluca bizdeydik. (bkz: ) olayını tamamen bu samimiyetle aştım. buradaki o "herkes kendi işine baksın" tavrının arkasında aslında inanılmaz saygılı ama bir o kadar da sahiplenici bir topluluk yatıyor. kapım çalındığında artık tedirgin olmuyorum, biliyorum ki ya birisi fazla yapmış dağıtıyordur ya da kedim arka bahçelerine kaçmıştır onu haber veriyorlardır.
serkan manchester24 Eki 2026 02:16