almanya'da pazar günleri çöken o tuhaf melankoli
almanya'da beşinci yılımı devirmeme rağmen bir türlü alışamadığım, her pazar öğleden sonra üzerime karabasan gibi çöken o sessizlikten bahsetmek istiyorum. cumartesi akşamı her şey çok güzel, dışarıdayız, belki bir iki içiyoruz ama pazar sabahı o dükkanların kepenkleri indiğinde şehir resmen ölüyor. rewe, lidl, kaufland hepsi kapalı; sokakta in cin top oynuyor. bizim mahallede, neukölln taraflarında bile o eski canlılıktan eser kalmıyor.
ilk geldiğim dönemlerde "ne güzel, insanlar dinleniyor" diyordum ama sonra fark ettim ki bu sessizlik aslında içindeki gurbet hissini körüklüyor. türkiye'de pazar günü demek çıkıp bir kahvaltı yapmak, sahilde yürümek, gürültü patırtı içinde yaşamak demekti. burada ise en ufak bir süpürge çalıştırma sesinde veya çamaşır makinesinin sıkma modunda yan komşu herr schmidt'in kapıya dayanıp "ruhezeit!" diye bağırması işten bile değil. sosyal hayat dersen, alman arkadaşlarla üç hafta önceden almadan kahve bile içemiyorsun. her şey o kadar planlı ve dakik ki, spontane bir şekilde "hadi kalk bir çay içelim" diyebileceğin birini bulmak çölde su bulmaktan zor bazen.
insan bazen gerçekten sadece ses istiyor, bir kalabalığa karışmak istiyor. (bkz: ) başlığında anlatılan o kulüplere girmeyi de denedim ama o da bir yere kadar. günün sonunda eve dönüp o mutlak sessizlikle baş başa kaldığında, memleketteki o keşmekeşi, gürültüyü, hatta trafiği bile özlerken buluyorum kendimi. özellikle kışın saat 16:30'da havanın kararmasıyla gelen o yalnızlık hissiyle baş etmek bazen gerçekten yıpratıcı olabiliyor.
aranızda bu durumunu hala aşamayanlar, pazar günlerini yaşayan ölü gibi geçirmek yerine kendine bir meşgale bulabilenler var mı? yoksa bu sessizliğe alışmak, almanya'ya gerçekten entegre olmanın ilk kuralı mı?
dur sana bakayim19 Eyl 2026 16:35