ingiltere'de allotment kültürünün kazandırdığı dostluklar

londra’nın o gri ve mesafeli havasına alışmaya çalışırken başıma gelen en güzel şey bir sahibi olmak oldu. greenwich tarafında ufak bir yer için sıraya girmiştim, iki yılın sonunda "gel bak yerin hazır" dediler. başta sadece domates biber ekerim, kafamı dinlerim diyordum ama olay tamamen bir mahalle dayanışmasına evrildi. yan parselimdeki margaret teyze, daha ilk günden elinde bir termos çay ve ile gelip "evlat, o toprağı öyle kazarsan belini sakatlarsın" diye ayar verdi. ingilizlerin o meşhur mesafeli duruşu, konu toprak ve bahçecilik olunca bir anda tuzla buz oluyormuş meğer. bir bakıyorsun yan parseldeki adam fazlalık kabaklarını senin çitine bırakmış, öbürü "bizim içinde fazlalık alet edevat var, lazım olursa al kullan" diyor. geçen ay fırtınada benim seranın naylonu uçunca, ben daha bahçeye gitmeden whatsapp grubundan mesaj attılar, "biz hallettik, merak etme" diye. (bkz: ) tam olarak bu noktalarda devreye giriyor. akşamüstü iş çıkışı yorgun argın uğradığımda mutlaka birileriyle iki lafın belini kırıyoruz, bazen yerel pub’da birer bira içmeye gidiyoruz. yabancı bir ülkede yaşarken o "buraya aitim" hissini bana resmi evraklardan çok, bu elleri çamurlu insanların samimiyeti verdi. insanın memleketinden binlerce kilometre uzakta, kendi ektiği marulu öven birileriyle beraber gülmesi gerçekten paha biçilemez. buradaki topluluk hissi birçok şeyi daha katlanılır kılıyor.
ember phoenix24 Eki 2026 09:19