ingiltere'de public footpath kültürü
londra'nın o bitmek bilmeyen betonundan ve gürültüsünden kaçmak için kendimi dışarı attığım ilk hafta sonu keşfettiğim şahane olay. türkiye'de 'özel mülk girilmez' tabelalarından adım atamazken, burada adamın tarlasının tam ortasından geçen tabelaları sayesinde kilometrelerce kesintisiz yürüyebiliyorsun. gerçekten inanılmaz bir özgürlük hissi.
geçen hafta cotswolds tarafına, castle combe civarına gittim. elimde uygulaması, rotayı takip ediyorum. bir bakıyorsun rota koskoca bir çiftliğin kapısına çıkıyor. önce bir tereddüt ediyorsun 'acaba yanlış mı geldim' diye ama hayır, o minik metal mandalı açıp koyunların arasından geçip gidiyorsun. mülk sahipleri de aşırı alışık bu duruma, bir 'hi' diyip geçiyorlar yanından. o yeşilin tonu, o sessizlik insanı gerçekten rehabilite ediyor. yolun sonunda mutlaka bir köy kilisesi ve yanında yüz yıllık taş duvarlı bir pub oluyor. o yorgunluğun üzerine bir patlatıp yanına da yerel bir bira söyledin mi 'iyi ki buraya taşınmışım' dedirtiyor.
ingiltere'nin en sevdiğim yanı bu olabilir. şehrin göbeğinde yaşasan bile trenle yarım saatte o victoria döneminden kalma, zamanın durduğu köylere ulaşıp doğayla baş başa kalabiliyorsun. (bkz: ) başlığında anlatılan o toprakla iç içe olma sevdası bu yürüyüş yollarında da kendini hissettiriyor. doğaya erişimin bu kadar demokratik ve korunmuş olması gerçekten takdire şayan. türkiye'de mangal dumanı altındaki kalabalık mesire alanlarından sonra buradaki bu sessiz ve saygılı doğa yürüyüşü kültürü ruhuma ilaç gibi geldi. en azından benim deneyimlediğim kadarıyla bu rotalar insanın ömrünü uzatır.
ember phoenix17 Eyl 2026 02:23