amerika'nın ulusal parklarındaki o inanılmaz atmosfer
türkiye'deyken doğa gezisi demek piknik tüpünü kapıp iki ağaç arasına sıkışmak gibi geliyordu ama buradaki vizyon bambaşka bir seviyede. geçen sene bir pass aldım, 80 dolara ülkedeki tüm ulusal parkların kapısı açılıyor. ilk durağım utah taraflarıydı. zion national park'a girdiğim an ağzım açık kaldı. yollar jilet gibi, her yerde tertemiz tuvaletler ve imkanları var. hani doğanın ortasındasın ama devlet seni hiç yalnız bırakmıyor gibi hissettiriyor. angels landing tırmanışına üzerinden çekilişle izin alıp çıkmıştım, o manzara karşısında yaşadığım huşu hissini hayatım boyunca unutamam. devasa kırmızı kayalar, gökyüzünün o derin mavisi ve gerçekten medeniyetten uzak olduğun ama güvende olduğun o garip denge... kaliforniya tarafına geçtiğimde sequoia'daki o devasa ağaçların yanında kendimi karınca gibi hissetmek, yosemite'de el capitan'ın dibinde oturup kahve içmek gerçekten insanın ruhunu dinlendiriyor. hani bazen (bkz: ) can sıkar ya, işte bu parklara gidince her şeyi unutuyorsun. şehirlerin o beton yığınından çıkıp üç-dört saatlik sürüşle mars yüzeyi gibi bir yere veya balta girmemiş ormanlara ulaşabilmek bu ülkenin en büyük lüksü bence. her eyalette bambaşka bir coğrafya, bambaşka bir sürpriz bekliyor. buraları gezdikçe insanın ömrü uzuyor, benim tecrübem şimdilik böyle.
engin jersey30 Eki 2026 11:48