hollanda'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasret
buraya geleli neredeyse dört yıl oldu, hala akşam canım sıkıldığında "hadi kalk bir kahve içelim" diyebileceğim bir tane bile yerel arkadaşım yok. kültürü denilen o lanet olası ajanda tutma mevzusu yüzünden en yakın gördüğüm iş arkadaşımla bile üç hafta sonrasına randevulaşıyoruz. şaka gibi ama gerçek; adamın hayatı outlook takvimi gibi, boşluk bulup araya sızamıyorsun. ofiste her şey çok güzel, cuma akşamları yapıyoruz, herkes çok neşeli, biralar içiliyor, tabakları havada uçuşuyor ama saat tam 18:30 olduğunda herkes sanki bir düğmeye basılmış gibi "doei" diyip bisikletine atlayıp evine gidiyor. o noktadan sonra sen yine o gri hava, o hiç bitmeyen rüzgar ve 'dan aldığın tek kişilik hazır yemekle baş başa kalıyorsun. bazen (bkz: ) sürecindeki o koşturmacayı bile özlüyorum, en azından bir amacım vardı, insanlarla muhatap oluyordum. şimdi ise her şey çok düzenli, çok güvenli ama inanılmaz boş. türkiye'deki o kaosu, plansızlığı, gece yarısı kapını çalan komşuyu özleyeceğimi hiç düşünmezdim. burada her şey bir protokol, her şey bir nezaket çerçevesinde ama samimiyet sıfır. ile 2 euro'luk kahvenin hesabının yapılmasına zaten hiç girmeyeceğim, o başka bir seviye. ama çevremdeki expat grubuna bakınca herkesin aynı dertten muzdarip olduğunu görüyorum. herkes kendi küçük balonunda yaşıyor. sizde durumlar nasıl? bu yalnızlık hissini kırabilen, gerçekten buralı gibi hisseden var mı yoksa hepimiz bu düzenli ama soğuk hayatın içinde sadece gün mü dolduruyoruz?
stella haze29 Eyl 2026 05:44