hollanda'da borrel kültürü ile gelen mahalle sıcaklığı
utrecht’e ilk taşındığımda, o meşhur "soğuk ve mesafeli kuzeyli" imajı yüzünden biraz tedirgindim açıkçası. hani kapıyı çalıp tuz isteyemeyeceğin, herkesin kendi dünyasında olduğu bir ortam bekliyordum ama işler hiç de öyle gitmedi. bizim mahalledeki küçük bir kafede her cuma akşamüstü yapılan etkinlikleri sayesinde bu algım tamamen yerle bir oldu. ilk gittiğimde köşede sessizce pilsner'imi yudumlarken, yan masadan saskia ve hans bir anda "hey, yeni komşu sensin değil mi?" diye seslenip beni masalarına davet ettiler. bir anda önüme bir tabak sıcak geldi ve konu bir şekilde türkiye’deki yemeklerden utrecht’teki en iyi bisiklet tamircilerine kadar uzandı. o akşam anladım ki, hollandalılar aslında kapıları kapalıyken çok bireysel görünseler de, o kapının dışına çıktıkları an muazzam bir sosyalleşme iştahına sahipler. sonrasında mahallenin whatsapp grubuna dahil edildim. ama öyle boş muhabbet dönen gruplardan değil; birisi tatile giderken "çiçeklerimi kim sular?" diyor, öteki indirimlerini paylaşıyor. geçen hafta bisikletimin zinciri attığında, daha ben ne olduğunu anlamadan karşı komşum pieter elinde yağ ve anahtarla yanımda bitti. o an hissettiğim şey sadece bir yardım değil, gerçekten bir yere ait olma duygusuydu. (bkz: ) kadar huzur veren bir şey varsa o da bu küçük ama samimi insan ilişkileriymiş. gurbette insanın en çok aradığı şey o "yalnız değilim" hissi ya, burada onu hiç beklemediğim bir anda, bir kadeh bira ve bir tabak kızartma eşliğinde buldum.
ceren efsanesi11 Eyl 2026 08:57