amerika'da milli park gezmenin verdiği o sonsuzluk hissi
amerika'ya ilk yerleştiğimde her yerin devasa otoyollar ve gökdelenlerden ibaret olduğunu sanıyordum ama asıl hazineyi bünyesindeki o uçsuz bucaksız arazileri gezerken keşfettim. bir kere sistem o kadar tıkır tıkır işliyor ki, 80 dolara aldığın bir ile koca bir yıl ülkenin en özel yerlerine elini kolunu sallayarak girebilmek büyük lüks. geçen ay zion national park'a gittim, o kırmızı kayaların arasından süzülen sistemini görünce medeniyet dediğin bu herhalde dedim. araba trafiğini parka sokmamaları, her köşede temiz su istasyonlarının olması ve o meşhur ekibinin her soruna sanki dünyanın en önemli meselesiymiş gibi yaklaşması harika bir olay. bryce canyon'da gün doğumunu izlerken ya da yosemite'deki o devasa ağaçlarının altında dururken insan kendi küçüklüğünü ve aslında doğanın ne kadar büyük bir lütuf olduğunu anlıyor. bizdeki (bkz: ) tadında bir huzur var ama buradaki ölçek çok daha epik. her rota başında bulunan tabelalarında zorluk derecesinden tutun da harcanacak suya kadar her detayın düşünülmüş olması, yeni bir şehri veya eyaleti keşfederken insana inanılmaz bir güven veriyor. moab gibi küçük çöl kasabalarında sabahın köründe uyanıp botlarını ayağına çekmenin verdiği o tatlı heyecan, iş stresini falan tamamen siliyor. . bazen tek başıma yola çıkıp sadece gps'in götürdüğü o ıssız kanyonlarda kaybolmak, akşamında ise bir kamp ateşinin başında yıldızları izlemek buradaki hayatımın en kıymetli anları haline geldi. bu kadar korunan ve değer verilen bir doğanın parçası olmak gerçekten minnet duyulası bir durum.
begum abla23 Eyl 2026 11:53