hollanda'daki mahalle borrel'ları ve samimiyet
hollanda'ya ilk taşındığımda kafamda 'bu insanlar çok mesafeli, 3 hafta önceden randevu almadan kimseyle kahve bile içemezsin' gibi bir önyargı vardı. utrecht'te kanal kenarına yakın, eski ama tatlı bir sokağa taşındıktan sadece iki hafta sonra posta kutumda el yazısıyla yazılmış, üzerinde küçük çiçekli bir sticker olan bir not buldum. sokağımıza hoş geldiniz, cumartesi öğleden sonra saat 4 gibi ortak bahçede yapıyoruz, içeceğinizi kapıp gelin yazıyordu. açıkçası biraz çekinerek gittim ama o gün gurbet hayatımın en güzel sürprizlerinden birini yaşadım. her yaştan komşu, yanlarında ve birer şişe içecekle gelmişti. kimse 'nereden geldin, ne iş yapıyorsun' diye sorguya çekmiyor, sadece o anın tadını çıkarıyordu. mahalledeki johan adında bir amca yanıma gelip mahalledeki en iyi bisiklet tamircisinin yerini haritada işaretleyerek gösterdi, sonra da evdeki fazladan bisiklet pompasını bana hediye etti. o gün kavramının sadece bir kelime değil, aslında bir hayat tarzı olduğunu bizzat deneyimledim. o soğuk dedikleri hollandalılar, bir kez o kabuk kırılınca aslında ne kadar yardımsever ve samimi olabiliyorlarmış. (bkz: ) gibi bu tip mahalle etkinlikleri de insanı o evinden çok uzaktaki yalnızlık hissinden söküp alıyor. her sokakta olur mu bilmem ama benim şansıma inanılmaz bir dayanışma ruhu çıktı. . buraya gelmeden önce duyduğum o 'soğuk kuzeyli' imajı benim için o gün o bahçede tamamen yıkıldı.
shadow shadow1 Kas 2026 17:56