amerika'da milli park tutkunu olmak

türkiye'deyken doğa yürüyüşü dediğim şey en fazla belgrad ormanı'nda iki tur atmaktı ama abd'ye taşındıktan sonra bu işin boyutunun ne kadar devasa olduğunu anladım. geçen ay california'dan yola çıkıp utah'a kadar uzanan bir yaptık, hayatımda bu kadar küçük hissettiğim ama bir o kadar da huzur bulduğum başka bir an hatırlamıyorum. özellikle içine girdiğinde o devasa kızıl kayaların arasından geçerken insan şehirden, iş stresinden, o her sabah bindiği metro gürültüsünden tamamen kopuyor. işin en güzel tarafı ise bu sistemin tıkır tıkır işlemesi. elinde bir tane varsa ülkedeki bütün milli parkların kapısı sana açılıyor, her girişte ayrı ücret derdiyle uğraşmıyorsun. biz eşimle arabanın arkasına kamp malzemelerini attık, mağazasından aldığımız basit bir çadırla günlerce yollardaydık. bir sabah bryce canyon'da gün doğumunu izlerken yanımızdaki emekli bir çift gelip termosundaki kahveyi paylaştı, ayaküstü yarım saat rotalar üzerine sohbet ettik. insanlar doğada çok daha güler yüzlü ve yardımsever oluyor. (bkz: ) başlığında anlatılan o samimiyetin aslında her yerde olduğunu ama doğada daha bir saf hale geldiğini görüyorsun. geceleri ışık kirliliği sıfır olduğu için gökyüzündeki samanyolu'nu çıplak gözle görmek, yanındaki komşunla sadece ateşin çıtırtısını dinlemek... gerçekten bu ülkenin en büyük nimeti bu korunmuş alanlar. bazen acaba türkiye'ye dönmeli miyim diye sorguladığımda, bu uçsuz bucaksız yollar ve doğa beni burada tutan en büyük sebep oluyor. sadece bir park gezmek değil, insanın kendiyle kalabilmesi aslında bu.
engin jersey19 Eyl 2026 10:33