ingiltere'de allotment kültürü ve kurulan dostluklar

buraya ilk taşındığımda, o meşhur mesafeli ingiliz soğukluğuyla karşılaşacağımı sanıyordum ama kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. ealing tarafında küçük bir eve yerleştiğimde, arka taraftaki alanlarından birinde sıra beklemeye başladım. şansıma üç ay içinde yer açıldı. elimde kürekle tırmıkla bahçeye daldığım ilk gün, yan parseldeki 70'lerindeki dave amca yanıma gelip "evlat o domatesleri buraya dikersen rüzgarı yer, gel şöyle kuytuya alalım" diyerek hayatımın en samimi dostluklarından birinin kapısını araladı. burada olay sadece sebze yetiştirmek değilmiş, tam bir komünite hayatı dönüyor. pazar sabahları erkenden gidip toprağı eşelerken, diğer parsel sahipleriyle ayaküstü çay içip memleket meselelerini konuşur hale geldik. geçen yaz hasadı o kadar bol oldu ki, yarısını komşulara dağıtırken buldum kendimi. karşılığında da ev yapımı rhubarb crumble ve marmelatlar aldım. (bkz: ) havasını resmen londra'nın göbeğinde yaşıyorum. insanların birbirine gülümsediği, kimsenin kimseyi yargılamadığı, sadece toprağın ve emeğin konuşulduğu bir ortam bu. bence ingiltere'de yalnızlığı kırmanın en güzel yolu bu tarz yerel topluluklara dahil olmak. o mesafeli duran insanların, ellerine bir çapa alınca nasıl pamuk gibi olup hayat hikayelerini anlattıklarını görmek paha biçilemez. . eğer yolunuz düşerse ve sabrınız varsa mutlaka bir parsel kovalayın, sadece sebze değil harika insanlar da büyüyor o topraklarda.
asli efsanesi9 Eki 2026 13:19