almanya'da pazar günleri çöken o tuhaf melankoli
stuttgart'ta geçirdiğim beşinci yılımın sonunda şunu fark ettim ki, insan ne kadar alışırsa alışsın o pazar günü sessizliğiyle tam olarak başa çıkamıyor. cumartesi akşamı rewe'den alışverişi yapıp eve kapanınca, dışarıda tek bir yaprağın bile kımıldamadığı o denen sessizlik bazen insanın üstüne kâbus gibi çöküyor. türkiye'deyken "pazar günü gürültü patırtı olmasın, kafa dinleyelim" derdik ama burada o mutlak sessizlik bir yerden sonra yalnızlığı tokat gibi yüzüne çarpıyor. sosyal hayat meselesi zaten apayrı bir dert. iş yerindeki hans ile gün boyu şakalaşıyoruz, kahve makinesi başında yapıyoruz ama mesai bittiği an her şey bıçak gibi kesiliyor. adamla bir bira içelim desen, ajandasına bakıp üç hafta sonrasına veriyor. ulan bizde "hadi akşam geliyoruz" denirdi, burada her şey matematik problemi gibi. (bkz: ) falan diyorlar ama o derneklere girince de bir yere kadar. hep bir "misafir" olma hali, asla o çemberin tam ortasında hissedememe durumu var. geçenlerde bizimkiler görüntülü aradı, kadıköy'de bir masada toplanmışlar, gülüşmeler falan gırla gidiyor. o an boğazıma bir şey düğümlendi. burada her şey çok düzenli, her şey tıkır tıkır işliyor, maaş saati gelince kuruşu kuruşuna yatıyor ama o ruhu yakalamak çok zor. bazen kendimi boş boş tarafında yürürken, sırf insan kalabalığı göreyim diye dolaşırken buluyorum. bu durumu sadece ben mi yaşıyorum yoksa bu coğrafyanın fıtratında mı var bu? sizin de böyle "keşke şimdi orada olsaydım" deyip iç çektiğiniz anlar oluyor mu?
bosuna degil21 Eyl 2026 03:38