amerika'da bitmeyen o yalnizlik hissi

beş yıldır dallas'ın kuzeyinde, her şeyin mükemmel göründüğü o steril banliyölerden birinde yaşıyorum ama içimdeki o boşluğu bir türlü dolduramadım. hani ya da texas fark etmez, güneş batınca her yerin hayalet şehre dönmesi beni bitiriyor. işten çıkıp eve gelirken h-e-b'ye uğruyorum, kasadaki çocuk "how are you today?" diyor ama cevabı beklemiyor bile. o meşhur olayı başta çok tatlı geliyordu ama zamanla ne kadar içi boş olduğunu anlıyorsun. en çok da o plansız samimiyeti özledim. türkiye'de "hadi çayı koydum gel" diyecek bir komşu, ya da sokakta tesadüfen karşılaşıp iki lafın belini kıracağın bir arkadaş yok burada. her şey takvimine göre önceden planlanmak zorunda. "hadi haftaya cumartesi öğlen 2'de kahve içelim" deniyor, o gün gelene kadar hevesin kaçıyor zaten. arabasız adım atılmayan o devasa yollar, kaldırımı olmayan sokaklar insanı iyice izole ediyor. bazen (bkz: ) başlığına bakıp "tek değilmişim" diyorum. geçen hafta markette tesadüfen bir türk aileyle karşılaştım, ayaküstü yarım saat konuştuk. o kadar susamışım ki kendi dilimde dertleşmeye, kadının gözlerinin içine bakarken "lütfen gitme" demek istedim resmen. bu kadar geniş evlerde, bu kadar büyük arabalarla yaşayıp bu kadar küçük hissetmek çok garip bir tezat. sizde durumlar nasıl, bu ruh halinden çıkmanın bir yolu var mı yoksa bu coğrafyanın fıtratı mı bu?
begum abla22 Eyl 2026 09:47