amerika'da mahalle kültürünün şaşırtıcı samimiyeti
ilk taşındığımda kafamda o meşhur 'amerika'da kimse komşusunu tanımaz, herkes kendi kabuğunda yaşar' klişesi vardı. austin'de müstakil evlerin olduğu bir sokağa yerleştiğimde bu algım yaklaşık iki hafta içinde yerle bir oldu. karşı komşumuz julie, elinde ev yapımı bir brownie tepsisiyle kapımı çaldığında 'herhalde filmlerdeki o sahneyi canlandırıyoruz' diye düşünmüştüm ama meğer olay sadece bir nezaket gösterisinden ibaret değilmiş. birkaç gün sonra sokağın sonundaki evin bahçesinde düzenlenen bir etkinliğine davet edildim. herkes evinden bir şeyler hazırlayıp getiriyor, büyük bir masada paylaşılıyor. ben de çekinerek marketten aldığım bir şeyler götürmüştüm ama kimsenin ne getirdiğini umursadığı yoktu. o akşam otopark girişlerine atılan kamp sandalyelerinde oturup saatlerce yerel craft biralar eşliğinde muhabbet ettik. o kadar içten ve meraklıydılar ki, türkiye'den geldiğimi duyunca bin tane soru sormak yerine direkt hayatıma nasıl dahil olabileceklerini, bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordular. bu samimiyet sadece o akşamla da sınırlı kalmadı. bir sabah bahçedeki çimleri biçmeye çalışırken bozulunca yan komşum mike, kendi aletini getirip 'bunu kullanabilirsin, tamirinden de anlarım istersen hafta sonu bakarız' dedi. türkiye'deki o eski mahalle sıcaklığını teksas'ın göbeğinde bulmak gerçekten beklemediğim bir sürpriz oldu. bazen insan (bkz: ) gibi yollarla sosyalleşmeye çalışırken en büyük hazineyi hemen yan kapısında bulabiliyormuş. buradaki o 'community' bilinci, insanların birbirine 'nasıl gidiyor' diye sormaktan çekinmemesi gurbet hissini inanılmaz hafifleten bir şey. benim için yurt dışı macerasının en tatlı taraflarından biri bu oldu kesinlikle.
koray la29 Eki 2026 09:43