amerika'da milli parkları gezmenin verdiği o özgürlük hissi

buraya taşındığımdan beri beni en çok şaşırtan ve hayata bağlayan şey, o meşhur kartını alıp yollara düşmek oldu. hani filmlerde görürüz ya, dümdüz bir yol, sağın solun uçsuz buçaksız vadi, işte o his gerçekten varmış. geçen ay utah tarafına, özellikle zion ve bryce canyon taraflarına bir road trip yaptık. san francisco'daki o kaostan, kira derdinden, iş güç stresinden bir anda kopup kendimi mars'ın yüzeyi gibi bir coğrafyada bulmak inanılmaz bir kafa açıyor. en çok da şu disipline ve doğaya saygıya bayılıyorum. koca kanyonun ortasındasın ama dedikleri o yürüyüş başlangıç noktalarında her şey tıkır tıkır işliyor. tuvaletler tertemiz, haritalar güncel, her köşede bir park ranger var. ay acaba kaybolur muyum derdi yok, sadece o devasa kayaların veya sekoya ağaçlarının karşısında ne kadar küçük olduğunu hissedip rahatlıyorsun. (bkz: ) tam olarak bu işte. bir de o noktalarında durup termostan kahve içmek paha biçilemez. bizdeki gibi her yer mangalcı, çöpçü değil. herkes sessizce manzarayı izliyor, kimse kimsenin alanına girmiyor. yosemite'de el capitan'ın karşısında otururken iyi ki gelmişim be dedim kendi kendime. türkiye'de de müthiş yerler var elbet ama buradaki o erişilebilirlik ve devasa alanları koruma bilinci başka bir seviye. 80 dolara aldığın o yıllık kartla ülkenin tüm doğal hazineleri önüne seriliyor. bazen sadece bir hafta sonu kaçamağıyla bütün bir ayın stresini atabiliyorsun. bu coğrafyanın büyüklüğü insanı hem biraz ürkütüyor hem de müthiş bir özgürlük hissiyle dolduruyor. her gidişimde başka bir eyaletin, başka bir iklimin dokusuna hayran kalıyorum.
zeynep kralice2 Kas 2026 09:56