almanya'da pazar günleri çöken o derin sessizlik
stuttgart'ta yedinci yılımı bitirdim ama şu pazar günleri çöken o derin sessizliğe hala alışamadım. türkiye'de pazar demek gürültülü kahvaltılar, dışarı attığın her adımda birine selam vermek demekken; burada sokaklar resmen terk edilmiş film seti gibi oluyor. rewe veya edeka kapalı, fırından taze ekmek alıp gelmek dışında pek bir sosyal aktivite yok. bazen s-bahn beklerken duraktaki o mutlak sessizlik içimi ürpertiyor. her şeyin üzerine kurulu olması da cabası. en yakın arkadaşını bile görmek istesen üç hafta önceden plan yapman gerekiyor, "hadi akşam size çaya geliyoruz" samimiyeti burada bir ütopya. sosyal hayatı canlı tutmak için (bkz: ) gibi oluşumlara girmek şart ama o bile bazen profesyonel bir iş görüşmesi gibi hissettiriyor. gurbet hissi sadece aile özlemi değilmiş, asıl bu her adımın planlı olması ve o "spontan" hayatın eksikliğiymiş onu anladım. gerçekten bu pazar günü izolasyonuyla veya genel sosyal kurulukla nasıl başa çıkıyorsunuz? benim gibi hala kabullenemeyen, her hafta sonu içten içe "bitse de gitsek" diyen var mı merak ediyorum.
yeter artik bu12 Eki 2026 07:27