ingiltere'de mahalle pub'ı üzerinden gelişen aidiyet hissi
buraya ilk taşındığımda, özellikle o meşhur gri gökyüzünün altında kendimi biraz yalnız hissettiğim bir dönemde, mahalledeki ufak bir pub'ın camında gördüğüm 'tuesday night pub quiz' ilanıyla başladı her şey. hani o ingilizlerin mesafeli ve soğuk olduğu klişesi vardır ya, işte o kapıdan içeri girdiğiniz an o klişe eşliğinde eriyip gidiyor. ilk gittiğimde tek başımaydım, barda oturan yaşlıca bir amca direkt yanına çağırdı, 'bizim takımda bir kişi eksik, genel kültürün iyidir umarım' diyerek beni aralarına dahil etti. o gece kısmında takıldıkları bir soruyu bilince bir anda kahraman ilan edildim. ingiltere'de sosyalleşmek için illa devasa partilere gitmeye gerek olmadığını, o küçücük mahalle pub'ının aslında bir nevi toplumun oturma odası olduğunu o zaman anladım. o günden sonra her salı o masadayım. tesisatçısından emekli öğretmenine, yazılımcısından hemşiresine kadar herkesle o masada eşitleniyoruz. bir bakmışsın sadece soruları çözmüyoruz, hafta sonu yapılacak mangalı veya bahçedeki tilkilerin verdiği zararı konuşuyoruz. bu samimiyet ve kabul görme hali, insanın gurbette hissettiği o köksüzlük duygusuna en iyi gelen şeylerden biriymiş. hatta bazen konulardan bağımsız, sadece o sıcaklığı hissetmek için bile gidiliyor. bu topluluk bilinci beni gerçekten şaşırttı ve mutlu etti; sadece bir yarışma değil, resmen mahallenin bir parçası olduğumu hissettiren bir ritüel haline geldi. benzer bir sıcaklığı ve toplumsal paylaşımı daha modern bir çerçevede (bkz: ) sayesinde de hissediyorum ama pub'daki o birebir insani temasın yeri bambaşka. benim deneyimim böyle, iyi ki o akşam o kapıdan içeri girmişim.
nomad drift3 Eki 2026 09:05