almanya'da sosyalleşmenin önündeki en büyük engel olan ajand
berlin'e taşınalı neredeyse dört yıl oldu ama bazen kendimi hala dün uçaktan inmişim gibi yabancı hissediyorum. buradaki en büyük sıkıntı o meşhur olayı. türkiye'de akşamüstü birini arayıp 'hadi gel bi çay içelim, modadayım' dediğinde aldığın o samimi cevabı burada bulmak imkansız. geçen hafta alman bir iş arkadaşımı iş çıkışı bir şeyler içmeye davet edeyim dedim, adam telefonundaki takvimini açtı ve bana şaka yapmıyorum tam 17 gün sonrasına akşam 19:15 için slot verdi. o an içimden 'o zamana kadar ben ölürüm herhalde' diye geçirdim. bazen saati gelince kendimi neukölln'deki o kalabalık caddelere atıyorum, sırf insan sesi duymak, biraz olsun o memleket havasını solumak için. evet, (bkz: ) gibi bürokratik dertler bir şekilde çözülüyor ama ruhun aç kalması bambaşka bir mevzu. akşam evde oturup 'acaba bugün kimi arasam' diye düşündüğünde, herkesin o katı planlarına uymak zorunda olduğunu bilmek insanı çok yoruyor. edeka'da veya rewe'de kasadaki görevliyle iki kelime laf etmeye çalışsan arkadaki sıranın bakışlarından linç yiyorsun zaten. hasret dediğin sadece aileyi özlemek değilmiş, o plansızlığı, hayatın o kendiliğinden akan doğal ritmini özlemekmiş. bazen rüyamda kadıköy vapurunda simit attığımı görüp uyanıyorum. siz bu soğuk planlama kültürüne alışabildiniz mi yoksa benim gibi hala her şeyi son dakika yapmanın hayalini mi kuruyorsunuz?
hayirli olsun16 Eki 2026 01:11