kanada'da sosyal hayatın kısırlığı ve bitmeyen gurbet hissi

toronto'da beşinci yılımı devirmeme rağmen hala bazı akşamlar evin içinde garip bir boşluk hissiyle dolaşıyorum. özellikle kışın o bitmek bilmeyen gri havası bastırınca, insan ister istemez istanbul'un o kaotik ama canlı sokaklarını, her köşede bir tanıdığa rastlama ihtimalini özlüyor. burada her şey çok steril, çok programlı. bir arkadaşınla kahve içmek istesen iki hafta önceden üzerinden davetleşmen gerekiyor resmen. herkes çok nazik, 'sorry' kelimesini cümle içinde üç kez kullanıyorlar ama o nezaketin arkasında aşılması çok güç bir cam duvar var. dedikleri şey tam olarak bu. iş yerinde her şey harika, konusunda master yapıyoruz ama mesai bitip 401 otoyoluna çıktığın an herkes kendi fanusuna hapsoluyor. mississauga ya da oakville gibi yerlerde akşam 7'den sonra sokakta yürüyen birini görseniz şaşırırsınız, herkes garaj kapısını kapatıp içeri çekiliyor. bazen kendimi sırf insan sesi duyayım diye loblaws'ta ya da markette kasiyerle muhabbeti uzatırken buluyorum. (bkz: ) gibi başlıkları okuyunca imreniyorum çünkü benim deneyimim genelde o meşhur kanada nezaketinin altında yatan derin bir yalnızlık oldu. türkiye'deki o gürültülü, kavgalı ama samimi sofraları burada kurmak gerçekten çok zor. bir süre sonra insan alışıyor ya da alıştığını sanıyor ama içten içe hep bir eksiklik kalıyor. bu hissi sadece ben mi yaşıyorum yoksa bu 'kuzeyin sessizliği' gerçekten herkesi mi vuruyor merak ediyorum.
meltem vancouver21 Eyl 2026 15:44