kanada'da milli parkların insanda yarattığı o muazzam huzur

buraya ilk geldiğimde her yerin bu kadar devasa olacağını tahmin etmemiştim. toronto'da o plaza hayatının içinde boğulurken bir anda kendimi alberta taraflarında, banff milli parkı'nın ortasında bulduğum o anı hiç unutamıyorum. gerçekten bu işi bambaşka bir seviyeye taşımış. yollar jilet gibi, tabelalar net, her durduğunuz lookout noktası bir kartpostal karesi gibi. yol üstünde bir tim hortons'tan alıp campground'a doğru sürerken insanın omuzlarındaki o koca şehir yükü bir anda kalkıyor. jasper tarafına doğru icefields parkway üzerinden giderken gördüğüm o buzullar, yolun hemen kenarında sakince otlayan wapiti geyikleri falan insana yaşadığını hissettiriyor. türkiye'de doğaya çıkarken hep bir "nerede kalsak, güvenli midir" gerginliği olurdu, burada o hissin yerini tamamen doğayla bütünleşme ve mutlak bir güvenlik hissi alıyor. en çok da şu olayına bayılıyorum. bir kere alıyorsun, sene boyu ülkenin her yerindeki o muazzam parklara elini kolunu sallayarak giriyorsun. göllerin o gerçek dışı turkuaz rengi zaten insanı başka bir evrende hissettiriyor. bazen telefonun çekmediği o ıssız rotalarda kaybolup sadece rüzgarın sesini dinlemek, kanada'da yaşadığım en büyük lüks bence. buranın kışı sert merti ama baharı ve yazı sunduğu bu görsel şölenle insana tüm o soğuk ayların acısını unutturuyor. her seferinde "iyi ki gelmişim" dedirten nadir şeylerden biri bu doğa işte.
baris reis18 Eki 2026 10:25