almanya'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
buraya geleli neredeyse dört sene oldu ama şu sosyal hayat meselesini bir türlü oturtamadım be sözlük. hani türkiye'deyken 'hadi gel bi çay içelim' deyince yarım saate buluşurduk ya, burada o işin adı almak olmuş resmen. geçen gün bir arkadaşımı kahveye çağırayım dedim, ajandasını açıp 'üç hafta sonraki salı akşamüstü uygunum' dedi. lan alt tarafı bir kahve içeceğiz, sanki devlet dairesinden vize alıyoruz. insan bazen gerçekten o plansızlığı, o 'yoldan geçerken uğradım' samimiyetini özlüyor. burada her şey o kadar düzenli, o kadar kurallı ki ruhu daralıyor insanın. kışın zaten hava saat 4'te kararıyor, sokaklarda in cin top oynuyor. dedikleri o iş çıkışı saatinden sonra herkes evine kapanıyor. pazar günleri zaten şehir ölüyor, marketler bile kapalı. bizim mahalledeki edeka kapandığında sanki bütün dünya ile bağım kopuyor gibi hissediyorum. geçenlerde berlin'de bir önünde otururken düşündüm; etraf kalabalık, müzik var ama kimse kimseyle göz göze gelmiyor. herkes kendi fanusunda. (bkz: ) ile uğraşırken harcadığım enerjiden daha fazlasını burada gerçek bir bağ kurmak için harcıyorum. hani bazen diyorum acaba sadece ben mi böyle hissediyorum yoksa bu yabancı olmanın getirdiği kronik bir yalnızlık mı? bazen gece yarısı gizli gizli türkiye'deki mahalle bakkalının gürültüsünü özleyip youtube'dan istanbul gürültüsü videoları izliyorum. aranızda bu soğuk sosyal hayata gerçekten alışabilen, ben buranın insanı oldum diyen var mı? yoksa hepimiz mi o eski samimiyetin kırıntılarını arıyoruz?
hesap sormali18 Eki 2026 23:26