almanya'da alman komşularla kaynaşma anısı
hamburg'a ilk taşındığımda, özellikle de ottensen gibi mahalle kültürünün yoğun olduğu bir yere yerleşince, o meşhur "almanlar soğuktur, aralarına giremezsin" klişesine kendimi fena hazırlamıştım. (bkz: ) süreci bittikten sonra kapı komşum uwe ile sadece koridorda kısa bir "moin" deyip geçeriz sanıyordum ama işler hiç de öyle gitmedi. her şey üzerinden bizim apartmanın arka bahçesindeki ortak kullanım alanında bir "nachbarschaftsflohmarkt" ve akşamına küçük bir ızgara partisi düzenlenmesiyle başladı. açıkçası "kimse gelmez, gelene de ben selam veremem" çekincesiyle indim aşağıya. elimde bir altı paket ve bizim usul biraz kısır vardı. uwe, elinde devasa bir sosis maşasıyla ızgaranın başında "hadi gel, şu getirdiğini tadalım" diye samimiyetle karşılayınca o çekingenlik bir anda dağıldı. o akşam sadece sosis yemedik; mahalledeki kreşlerin durumundan, elbe kıyısında yürünecek en iyi rotalara kadar her şeyi konuştuk. asıl şaşırdığım an ise geçen kış ağır bir grip geçirdiğimde oldu. kapı çaldı, bir baktım üst kat komşum petra kendi yaptığı ve eczaneden aldığı bitki çaylarıyla gelmiş. "bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka haber ver" demesi, o anki gurbet hissimi resmen sildi süpürdü. almanya'da o dışarıdan görünen mesafeli duruşun altında aslında inanılmaz bir sadakat ve yatıyor. bir kere o güven çemberine dahil oldun mu, gerçekten sağlam bir bağ kuruluyor. türkiye'deki o gürültülü samimiyetten farklı belki ama daha istikrarlı bir dostluk bu. artık pazar sabahları fırından alırken uwe ile karşılaşıp ayaküstü yarım saat laflamak, burayı gerçekten evim gibi hissettiren en kıymetli detaylardan biri haline geldi.
dur sana bakayim2 Eki 2026 07:57