ingiltere'de sosyal hayatın sığlığı ve gurbet hasreti

beş yıldır londra'da, zone 2'de yaşıyorum ama bazen kendimi dünyanın en ıssız adasındaymışım gibi hissediyorum. hani (bkz: ) falan bir şekilde aşılıyor, parayı verince ya da şansın yaver gidince başını sokacak bir yer buluyorsun ama o kapıdan içeri girdiğindeki o sessizlik... işte o adamı bitiriyor. burada sosyal hayat dediğin şey cuma akşamı iş çıkışı bir wetherspoons'a gidip iki bira içmekten ibaret kalıyor çoğu zaman. iş arkadaşlarıyla muhabbet her zaman belli bir çizgide; "how was your weekend?" diye soruyorlar ama aslında cevabını pek de merak etmiyorlar. bir noktadan sonra insan o türkiye'deki çat kapı komşuya gitmeyi, bir çay koyup saatlerce havadan sudan konuşmayı özlüyor. burada her şey planlı, her şey ajandaya bağlı. üç hafta önceden pub randevusu mu alınır arkadaş? geçenlerde canım çok sıkkındı, birini arayıp dertleşeyim dedim. herkesin ya deadline'ı var ya da çocuğuyla parkta. en sonunda tesco'dan aldığım donmuş hazır yemeği ısıtırken buldum kendimi. o an gurbet hasreti dediğimiz şeyin aslında fiziksel bir uzaklıktan ziyade, ruhsal bir yalnızlık olduğunu bir kez daha anladım. türkiye'de olsa en azından bir gel bir kahve içelim diyecek birileri olurdu. burada herkes kendi küçük fanusunda yaşıyor. dedikleri şey buralarda çok yaygın bir hastalık aslında. sizde durumlar nasıl? özellikle londra dışındaki şehirlerde, mesela manchester ya da bristol tarafında samimiyet biraz daha fazla mı yoksa bu tüm adanın genel bir sorunu mu? bazen sadece ben mi böyle hissediyorum diye düşünmeden edemiyorum.
nomad drift24 Eyl 2026 10:56