amerika'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
beşinci yılımın ortasındayım, new jersey'in banliyölerinde hayatımı sürdürüyorum ama bu aralar gurbet hasreti dedikleri o ağırlık üzerime iyice çöktü. türkiye'deyken 'çıkarım dışarı, iki arkadaşla laflarım' dediğin o basitlik burada devasa bir lojistik operasyona dönüşüyor. olayı bu memleketin milli sporu olmuş resmen. kimseyle spontane bir plan yapamıyorsun, herkesin ajandası üç hafta önceden dolu. en çok koyan da o 'how are you' sorusunun altındaki boşluk. her sabah iş yerinde veya markette o yapmacık gülümsemeyle karşılaşıp iki kelam edince sosyalleşiyorum sanıyorsun ama eve dönüp kapıyı kapattığında o devasa sessizlik yüzüne çarpıyor. target'ta dolanıp gereksiz mutfak eşyalarına bakmak ya da starbucks kuyruğunda beklemek bir yerden sonra yetmiyor bünyeye. akşamları şöyle sahilde ya da bir mahalle kahvesinde oturup memleket kurtarmayı, o plansız programsız 'hadi geliyoruz' telefonlarını öyle bir arıyorum ki anlatamam. insanlar çok nazik, sistem tıkır tıkır işliyor, evet ama o insani dokunuş, o mahalle kültürü burada pencerelerine sıkışmış kalmış gibi. bazen diyorum acaba sadece ben mi bu kadar izole hissediyorum yoksa bu (bkz: ) meselesi genel bir gurbetçi kaderi mi? sizin oralarda da 'bir kahve içelim' lafı havada kalıp aylar sonra mı gerçekleşiyor, yoksa bir şekilde o duvarları aşabilen var mı aranızda?
engin jersey24 Eki 2026 14:20