amerika'nın uçsuz bucaksız yollarında gelen o büyük özgürlük
buraya yerleşmeden önce amerika'yı sadece devasa gökdelenler ve kalabalık caddelerden ibaret sanırdım ama işin aslı seattle'dan çıkıp oregon kıyılarına doğru sürdüğünde ya da utah'ın o kızıl çöllerine daldığında anlaşılıyor. ilk yılımda hemen bir edindim, 80 dolara ülkedeki bütün milli parkların kapısı bir yıl boyunca size açılıyor. o andan sonra haftasonu anlayışım tamamen değişti. zion national park'a ilk girdiğimde o devasa kızıl kayaların arasında kendimi ne kadar küçük ama bir o kadar da özgür hissettiğimi unutamam. yol üstündeki mağazalarından temel kamp malzemelerini toplayıp plansız programsız yola çıkmanın keyfi gerçekten paha biçilemez. yollar o kadar geniş ve altyapı o kadar düzenli ki, saatlerce direksiyon sallasanız bile o yorgunluk insana koymuyor. türkiye'de de muazzam doğa harikaları var elbet ama buradaki o "wildness" dedikleri el değmemiş vahşi doğa korunmuşluğu çok başka bir seviyede. parklardaki birimlerinde çalışan ranger'ların o her şeyi bilen, yardımsever tavırları ve en ücra köşedeki tuvaletlerin bile tertemiz olması insanı her seferinde şaşırtıyor. geçen ay arches national park'ta samanyolu'nu o kadar net gördüm ki, hayatımda ilk kez gerçekten evrende bir toz tanesi olduğumu hissettim. bu ülkede beton yığınlarından kaçıp gerçek anlamda nefes alabileceğin, medeniyetten tamamen kopabileceğin milyonlarca dönüm yer olması yerleştiğimden beri en büyük motivasyon kaynağım oldu. . şehir stresinden ve o meşhur (bkz: ) koşturmasından kaçmak isteyenler için bu coğrafya tam bir terapi merkezi gibi.
tunc amca8 Eki 2026 17:15