ingiltere'de parkrun ile sosyalleşmek

buraya ilk taşındığımda londra'nın o bitmek bilmeyen koşturmacası ve insanların kendi kabuğundaki hali beni biraz korkutmuştu, acaba hiç gerçek bir çevre edinemeyecek miyim diye düşünüyordum. sonra bir arkadaşımın tavsiyesiyle her cumartesi sabahı düzenlenen etkinliklerine gitmeye başladım. hani şu her cumartesi sabah 9'da parklarda koşan o "çılgın" tipler var ya, işte onlardan biri oldum. ilk gittiğimde richmond park'ın o serin sabahında kimseyi tanımadan öylece duruyordum. sonra yanıma fosforlu yeleğiyle olan bir beyefendi yaklaştı, "ilk kez mi geliyorsun?" diye sordu ve her şeyi o kadar samimi anlattı ki bir anda kendimi oraya ait hissettim. buradaki olay sadece koşmak değilmiş, koşu sonrası yakındaki küçük bir kafede oturup terli terli flat white içip memleket meselelerini veya mahalledeki yeni açılan fırını konuşmakmış. o günden beri her hafta oradayım. geçen hafta dizimi incittiğimde grubun en arkasından gelen hanımefendiyle ettiğimiz o uzun sohbet aslında gurbette ne kadar yalnız olmadığımı hissettirdi. bitişteki okutan gencin hal hatır sorması bile bazen insanın tüm haftasını güzelleştirebiliyor. hani o ingilizler çok mesafelidir, kimseyle konuşmazlar klişesi var ya; işte o parkta, o çamurun içinde hepimiz eşitleniyoruz. (bkz: ) ile yarışır bir sosyalleşme ortamı sunuyor insana. bu kadar basit ve ücretsiz bir sistemin bu denli güçlü bir topluluk hissi yaratması gerçekten takdire şayan. benim gibi yeni gelenler için resmen bir can simidi oldu bu sabah rutinleri.
feride sairi4 Eki 2026 10:08