kanada'da yol üstü göllerinin insana verdiği o inanılmaz huz
burada geçirdiğim üçüncü yılımın sonunda şunu anladım ki, bu ülkenin asıl olayı büyük şehirlerin parıltısı değil, o şehirlerin bittiği yerde başlayan uçsuz buçaksız boşluk. geçen ay toronto'dan bunalıp kendimi alberta taraflarına attım. calgary'den kiraladığım arabayla üzerinden jasper'a doğru sürerken yaşadığım o hissi tarif etmem çok zor. türkiye'de alışmışız her yerin bir sahibi olmasına, bir çitle çevrilmesine. burada trans-canada highway üzerinde giderken rastgele bir tabelayı takip edip saptığın herhangi bir bile insanın ruhunu dinlendirmeye yetiyor. peyto lake'in o gerçek olamayacak kadar turkuaz rengini ilk gördüğümde herhalde içine boya katmışlar diye düşünmedim değil. ama yok, tamamen doğanın kendi mucizesi. en çok da o sessizliği seviyorum. telefonun çekmediği, sadece rüzgarın ve kuşların sesinin duyulduğu o anlarda insan aslında ne kadar küçük olduğunu ama aynı zamanda doğanın bir parçası olduğunu hissediyor. (bkz: ) ile yarışır bir duygu bu. kartımı her okuttuğumda ödediğim paranın son kuruşuna kadar değdiğini biliyorum; tuvaletler tertemiz, parkurlar inanılmaz düzenli. geçen hafta sonu da ontario tarafında bruce peninsula'ya kaçtım. grotto'nun o buz gibi sularına girmeye cesaret edemesem de kıyısında oturup kahvemi yudumlamak bile yetti. kanada'da yaşamanın getirdiği o günlük koşturmaca, faturalar, iş güç derdi o göl kenarına indiğin an uçup gidiyor. bazen bir tim hortons'tan alıp sadece yola çıkmak bile terapinin kendisi oluyor.
comet rebel21 Eki 2026 10:47