amerika'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
buraya taşınalı yaklaşık sekiz yıl oldu ama hala pazar sabahları uyandığımda kendimi istanbul'daki o gürültülü kahvaltı sofralarında sanıyorum. sonra kalkıp target'tan aldığım o tatsız dondurulmuş simidi ısıtırken gerçek yüzüme çarpıyor. amerika'da sosyal hayat dediğin şey tam bir cenneti; herkes çok nazik, herkes çok güleryüzlü ama o samimiyet asla derine inmiyor. ilk geldiğimde insanlar "hey, we should grab coffee sometime!" dediğinde gerçekten kahve içeceğiz sanıp ajandamı açıyordum. meğer o sadece "hoşçakal" demenin kibar yoluymuş.
hayatım burada hep bir aktivite ve planlama üzerine kurulu. birisiyle görüşmek için üç hafta önceden üzerinden takvimleşmek gerekiyor. türkiye'deki gibi çat kapı gitmek, saatlerce boş yapıp dertleşmek resmen bir burada. herkes kendi izole dünyasında, devasa bahçeli evlerinde veya yüksek güvenlikli rezidanslarında yaşıyor. o kadar geniş yollar, o kadar büyük marketler var ama bazen (bkz: ) insanın üzerine devasa bir yalnızlık olarak çökebiliyor.
geçenlerde trader joe's kasasında türkçe konuşan birine denk gelince resmen gözlerim doldu, kadına sarılmamak için kendimi zor tuttum. (bkz: ) öyle bir şey ki, maddi olarak her şeye sahip olsan da o ruhu doyuracak mahalle kahvesini, o plansız akşam oturmalarını aratıyor. benim gibi bu hisle başa çıkmaya çalışan var mı yoksa herkes bir noktada bu robotik düzene alışıyor mu merak ediyorum.
shadow zenith1 Kas 2026 10:55