kanada'daki community centre arkadaşlıkları

toronto'ya ilk taşındığımda "kanadalılar çok kibar ama asla samimi olmazlar" lafını o kadar çok duymuştum ki kendimi bir nevi yalnızlığa hazırlamıştım. ama leslieville tarafındaki bir bünyesinde düzenlenen marangozluk atölyesine katıldığımda işler hiç de beklediğim gibi gitmedi. başta sadece bir hobi olsun, elim biraz iş tutsun diye gitmiştim. orada tanıştığım dave ve sarah ile önce sadece testere, zımpara üzerine konuşurken bir baktım ki her ders çıkışı mahalledeki yerel bir mekanda bira içip memleket meselelerine dalmışız. o meşhur kanada nezaketinin altında aslında müthiş bir merak ve kapsayıcılık yatıyormuş. (bkz: ) konusundaki o karamsarlığı benim için dağıtan da bu ekip oldu. bir keresinde ev taşırken, daha yeni tanıştığımız halde dave'in kendi aracını alıp sabahın köründe kapıma dayanması ve "hadi dostum, şu işi halledelim" demesi beni gerçekten duygulandırmıştı. türkiye'deki o komşuluk hukukunu burada hiç bulamayacağım sanıyordum ama meğer mesele sadece doğru kanallara girmekmiş. geçen hafta mahallede düzenlediğimiz yemeğinde benim yaptığım mercimek köftesinin kapış kapış gitmesi ve herkesin tarif sorması da cabası. burada insanlar birbirinin alanına inanılmaz saygı duyuyor ama yardıma ihtiyacın olduğunda da sessizce, göze sokmadan yanında bitiveriyorlar. sosyal hayatın yüzeyselliği tartışılır ama gerçek bir topluluk hissini yakaladığınızda burası gerçekten eviniz gibi hissettirmeye başlıyor. o soğuk kış günlerinde bile insanın içini ısıtan bir samimiyet yakalanabiliyormuş, en azından benim deneyimim bu yönde.
meltem vancouver24 Eki 2026 08:16