ingiltere'de public footpath kültürü
buraya ilk taşındığımda her yerin özel mülk, her yerin çitlerle çevrili olduğunu görüp galiba sadece şehir merkezinde parklarda yürüyeceğiz diye hayıflanmıştım ama kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. bu ülkenin bana yaşattığı en büyük ve en güzel şok kesinlikle olayı. elinde bir telefon, ayağında orta halli bir botla kendini bir anda asırlık bir çiftliğin ortasında, koyunların arasından geçerken bulabiliyorsun. tapulu malın içinden yasal olarak geçme hakkı o kadar medeni bir şey ki anlatamam. geçen hafta sonu castle combe taraflarında bir rota çizdim kendime. her yer yemyeşil, sanki yüz elli yıl önce donmuş kalmış gibi bir atmosfer. sarı tabelaları takip ede ede kilometrelerce yürüdüm. bir noktada yol kapalı gibi geldi ama meşhur kapılardan birini itince hop başka bir vadiye açıldı yol. insanı gerçekten tazeleyen, zihnindeki o karmaşayı süpüren bir şey bu. bazen yolun ortasında karşına çıkan o meşhur national trust tabelaları insana sanki bir açık hava müzesinde yaşıyormuş hissi veriyor. yürüyüşün sonunda o tatlı yorgunlukla köyün yerel pub'ına girip bir tane soğuk içecek söylemek, o ahşap kokulu şöminenin başında biraz ısınmak bu hayatın en büyük lükslerinden biriymiş meğer. (bkz: ) başlığını okurken oradaki bisiklet keyfinin buradaki karşılığının bu yürüme kültürü olduğunu anladım. ingiltere'de bazen ev bakmak veya bürokrasiyle uğraşmak insanı yorabiliyor ama şu doğaya kaçma imkanı insanın pilini hemen dolduruyor. her hafta sonu haritadan rastgele bir area of outstanding natural beauty seçip yola düşmek sanırım buradaki en büyük motivasyon kaynağım oldu. gerçekten bu kadar erişilebilir ve korunmuş bir doğa beklemiyordum, büyük sürpriz oldu benim için.
meltem manchester12 Eyl 2026 07:01