amerika'nın uçsuz bucaksız yollarında gelen o büyük özgürlük

buraya ilk yerleştiğimde her yerin otoyol ve alışveriş merkezinden ibaret olduğunu sanma yanılgısına düşmüştüm ama şehirden ilk uzaklaştığım an bu algım tamamen yerle bir oldu. o meşhur kartını edindiğimden beri her boşluğumda kendimi yollara vuruyorum. geçen ay colorado'dan utah'a doğru i-70 üzerinden sürerken o devasa kanyonların arasından geçmek, ufuk çizgisinin hiç bitmeyecekmiş gibi görünmesi insana acayip bir hafiflik veriyor. türkiye'deki o sıkışık trafikten, her adımda karşınıza çıkan betondan sonra burada saatlerce sürseniz de değişmeyen o bakir doğa insanı resmen formatlıyor. bu başlığın hakkını veren o his tam olarak şu; altındaki araba, bagajda marka bir buzluk, içinde sandviçlerin ve her köşe başında karşına çıkan o muazzam seyir noktaları. arches national park'a girdiğimde telefonun çekmediği o sessizlikte, devasa doğal kemerlerin altında dururken insanın dertleri bir anda anlamsızlaşıyor. park içindeki patikaların işaretlenmesinden tutun da, her noktasındaki korucuların yani rangerların o samimi ilgisine kadar her şey "sen buranın bir parçasısın ve bu doğa senin için korunuyor" dedirtiyor. özellikle bryce canyon'daki o kızıl kulelerin arasından güneş batarken izlediğim o manzara, hayatım boyunca unutamayacağım anlar arasına girdi. türkiye'den gelen biri olarak bu kadar büyük bir coğrafyanın bu kadar sistemli bir şekilde korunuyor olması beni hala şaşırtıyor ve mutlu ediyor. yolda olmak burada sadece bir ulaşım yöntemi değil, başlı başına bir meditasyon şekli haline geldi benim için. bazen sadece radyoyu kapatıp o devasa düzlüklerde sürerken buraya gelme kararımın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyorum.
koray la9 Eki 2026 06:16