ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayatın kısırlığı
yaklaşık altı senedir manchester'da yaşıyorum, hani o meşhur "bitmeyen yağmurların şehri". ilk geldiğimde her şey çok havalıydı; yemeler, tuğla binaların fotoğrafını çekmeler falan... ama zaman geçtikçe o meşhur ingiliz mesafesi insanın ruhuna işlemeye başlıyor. burada sosyal hayat dediğin şey cuma akşamı iş çıkışı a gidip iki kadeh bir şey içmekten ibaret. ama o masada bile kimse gerçekten "sen nasılsın, neyin var?" demiyor. her şey üzerine kurulu; ya hava durumu, ya tren grevleri ya da son ödenen gaz faturası. türkiye'deki o samimiyeti, akşam dokuzda "müsait misin, çaya geliyoruz" diyen dostu özlememek elde değil. burada birisiyle görüşmek için iki hafta önceden ajandaya bakıp randevulaşmak gerekiyor, (bkz: ) kadar olmasa da burası da çok farklı değil. bazen canım o kadar sıkılıyor ki, sırf türkçe ses duyayım diye markette türk reyonunda çorba ararken yanımda türkçe konuşan birini görünce hemen muhabbete giresim geliyor. gurbet hasreti dediğin şey bence sadece vatan özlemi değil, o insan sıcaklığının, gürültünün ve plansızlığın özlemi. siz de kendinizi bazen londra'nın ya da manchester'ın ortasında böyle yapayalnız ve "out of place" hissediyor musunuz yoksa ben mi çok duygusala bağladım?
umut ozani16 Eki 2026 11:15