hollanda'da mahalle dayanışması ve borrel kültürü
utrecht'te yeni taşındığım mahallede ilk haftamda posta kutumda bulduğum bir el ilanıyla başladı her şey. bizim sokağın sakinleri her ayın son cuma günü ortak bahçede yapıyorlarmış. açıkçası türkiye'den yeni gelmiş biri olarak "kesin beni aralarına almazlar, sadece kendi aralarında flemenkçe konuşup takılırlar" diye büyük bir önyargıyla gitmiştim ama hayatımın en güzel sürpriziyle karşılaştım. mahalledeki grubuna beni de hemen eklediler, daha adımı tam söyleyemeden ellerinde bir kadeh şarapla yanıma gelip yeni evimi, taşınma sürecimi sordular. yan komşum henk, benim kısıtlı flemenkçeme rağmen inatla ingilizceye dönmeyip bana yavaş yavaş kelimeleri öğretmeye çalıştı. o günden beri ne zaman marketten ağır paketlerle dönsem bir el mutlaka yardıma uzanıyor ya da bir tatile gidecek olsam anahtarımı gözü kapalı teslim edebileceğim bir ailem varmış gibi hissediyorum. buradaki o meşhur kavramı sadece bir kelime değilmiş, gerçekten o sıcaklığı ve samimiyeti sokağa adım attığınız an iliklerinize kadar hissedebiliyormuşsunuz. geçen ay bahçe işleri için hep beraber toplanıp lale soğanları ektiğimiz gün, o gurbette olma hissinin yerini tamamen bir yere ait olma duygusu aldı. (bkz: ) başlığında anlatılanlar gibi, bazen en büyük huzur yanı başınızdaki komşunuzun bir gülümsemesinde saklı olabiliyor. hollanda'da yaşamanın en takdir ettiğim yönü sanırım bu mahalle bilinci ve insanların birbirinin özel alanına saygı duyarak bu kadar içten bir bağ kurabilmesi.
gezgini tayfasi23 Eyl 2026 10:51