hollanda'da sosyal hayat ve asla geçmeyen gurbet hissi
yaklaşık dört senedir amsterdam'ın batısında tarafında yaşıyorum, her şey kağıt üzerinde harika ama gel gelelim içimdeki o boşluk bir türlü dolmuyor. hollandalı iş arkadaşlarım çok nazik, cuma akşamları beraber bir yapıyoruz ama muhabbet genellikle 'hava ne kadar kötü değil mi' ve 'hafta sonu planın ne' döngüsünden pek çıkmıyor. türkiye'deki o kendiliğinden gelişen, derin samimiyeti burada mumla arıyorum.
en büyük sıkıntı bu meşhur ajanda kültürü. bir arkadaşımla kahve içmek için bile üç hafta sonrasına oluşturmamız gerekiyor. o 'hadi yarım saate geliyorum, kapının önündeyim' rahatlığı olmayınca insan kendini bir projenin parçası gibi hissediyor. bazen pazar akşamları kanal kenarında bisiklet sürerken burnuma birden kadıköy rıhtımındaki o balık ekmek kokusu geliyor gibi oluyor. albert heijn'dan aldığım o plastik tadındaki beyaz peyniri yerken, van gogh müzesi'nin önünden geçerken bile aklım bir şekilde beşiktaş'taki bir kahvaltıcının gürültüsüne gidiyor.
bu his sadece bende mi var yoksa (bkz: ) gibi evrensel bir gurbetçi laneti mi bilmiyorum. her şeyin bu kadar düzenli, steril ve öngörülebilir olması bazen insanı daha da yalnızlaştırıyor. buradaki düzeni seviyorum ama ruhum bir türlü tam anlamıyla 'anmeld' olamadı bu topraklara. sizin bu hisle başa çıkma yönteminiz ne, yoksa sadece zamanla alışılan bir uyuşma hali mi bu?
asli kopegi13 Eyl 2026 11:08