hollanda'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasret
beşinci yılımı bitirmek üzereyim amsterdam'da ama şu içimdeki aidiyet hissini bir türlü oturtamadım. hani her şey çok düzenli, her şey tıkır tıkır işliyor evet ama o ruhu yakalamak çok zor. geçenlerde bir hollandalı arkadaşımla kahve içelim dedik, ajandasını açıp üç hafta sonraki perşembe saat 17:30 uygun mu diye sordu. o an başımdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. bizde çat kapı gitmek, hadi çıktım geliyorum demek vardır ya, burada o koca bir duvarına çarpıyor her seferinde.
sosyal hayat dedikleri şey cuma akşamları iş çıkışı yapılan ile sınırlı kalıyor genelde. bir iki bira, biraz , havadan sudan konuşmalar ve sonra herkes evine, kendi kabuğuna çekiliyor. o masadan kalktığımda kendimi bazen geldiğimden daha yalnız hissediyorum. yağmurlu bir salı akşamı sloterdijk istasyonunda aktarma beklerken gelen o garip hüzünle nasıl baş edilir hala çözemedim. albert heijn'dan aldığım hazır paketi mikrodalgada ısıtırken türkiye'de olsam şimdi dostlarla uzun bir sofrada oturuyorduk diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
buradaki expat balonu bir yere kadar idare ediyor ama o da çok sürdürülebilir değil, herkesin bir ayağı hep dışarıda, giden gidene. (bkz: ) gibi maddi zorluklar yetmiyormuş gibi bir de bu duygusal yük binince insan bazen varoluşsal sancılara kapılıyor. diye kendimi suçladığım da oluyor ama çevremdeki çoğu arkadaştan benzer şeyleri duyuyorum. siz bu izolasyon hissini nasıl kırıyorsunuz? gerçekten burası benim evim diyebilen var mı aranızda yoksa hepimiz bu griliğin içinde süzülüp gidiyor muyuz?
shadow shadow30 Eyl 2026 13:55