hollanda'daki buurtborrel kültürü ve mahalle samimiyeti

utrecht’e ilk taşındığımda hollandalıların o meşhur 'soğuk ve mesafeli' imajı yüzünden biraz çekiniyordum doğrusu. hani pencerelerde perde olmaz ama kimse de kimsenin hayatına karışmaz ya, o dengeyi tutturamayacağımı sanıyordum. fakat taşındıktan iki hafta sonra kapının altından atılan el yazısı bir not her şeyi değiştirdi. bizim sokağın yani mahalle içmesi organize ediliyormuş. herkes bir şeyler getirmiş; birisi albert heijn’dan aldığı peynir tabağını koymuş, diğeri evde yaptığı minik atıştırmalıkları getirmiş. kanal kenarında yan yana dizilmiş sandalyelerde otururken bir anda kendimi kırk yıllık mahalleli gibi hissettim. kimse 'nereden geldin, vizen ne, ne kadar maaş alıyorsun' diye darlamadı. sadece o anın keyfini, yani dedikleri o kendine has samimiyeti yaşadık. özellikle yan komşum jan’ın, ben daha taşınma kutularını tam açamamışken gelip 'yardım lazım mı' diye sorması ve ardından bir pazar sabahı elinde taze stroopwafel ile kapıyı çalması buradaki topluluk bilincini çok güzel özetliyor. bazen (bkz: ) insanı başta biraz ürkütse de, o sessizliğin içinde aslında çok sıkı sosyal bağlar olduğunu görüyorsun. mahalledeki whatsapp grubunda birinin bisikleti kaybolsa ya da kargosu yanlış yere gitse herkes anında seferber oluyor. gurbette o meşhur 'ait olamama' hissini bu kadar hızlı kırabilmek benim için harika bir sürpriz oldu. buradaki komşuluk ilişkileri bizdeki gibi her gün iç içe geçmek üzerine değil ama ihtiyaç anında orada olduklarını bilmek insanı inanılmaz güvende hissettiriyor.
gezgini tayfasi13 Eki 2026 08:34