amerika'da road trip yapmanın verdiği o sonsuzluk hissi
türkiye'de yaşarken seyahat demek benim için bir noktadan diğerine en hızlı şekilde varmaya çalışmaktı ama amerika'ya taşındıktan sonra yolun kendisinin asıl olay olduğunu anladım. geçen ay seattle’dan yola çıkıp taraflarına doğru sürerken o devasa ağaçların arasından geçmek, sonra bir anda okyanus kıyısına çıkmak insanın vizyonunu acayip genişletiyor. burada doğa o kadar ölçek dışı ki, bazen kendimi simülasyonda gibi hissediyorum. hani o tabelalarını görünce duruyorsun ya, her durduğunda başka bir kartpostalın içine düşmüş gibi oluyorsun. washington eyaletinin o puslu ormanlarından çıkıp montana’nın gökyüzünün masmavi olduğu düzlüklerine girmek resmen ruhu dinlendiriyor. yolların genişliği, otoyol kenarlarındaki dinlenme tesislerinin temizliği ve her daim ulaşılabilir olması insanı hiç germiyor. en sevdiğim anlar ise navigasyonu kapatıp rastgele bir üzerine saptığım zamanlar. küçük kasaba girişlerindeki o yerel dükkanlar, insanların durup dururken selam vermesi, hatta marketteki kasiyerin bile 'yolculuk nereye' diye sorması buradaki o yol insanı kültürünün bir parçası. türkiye'deki o sıkışmışlık hissini, sürekli bir yere yetişme stresini burada yollarda bırakabiliyorum. her eyalet, her viraj sanki başka bir ülkeye giriyormuşsun gibi bir merak uyandırıyor. bu uçsuz bucaksız coğrafyada kaybolmak ama aslında kendini bulmak gerçekten buradaki hayatımın en sevdiğim lüksü.
ozani seyyah24 Eyl 2026 16:57