amerika'da araba sürerken gelen o sonsuzluk hissi
taşındığım ilk yıllarda her yerin birbirine benzemesi, o devasa otoparklar ve zincir restoranlar beni biraz boğuyordu ama ne zaman ki şehirden çıkıp gerçek doğaya vurdum kendimi, işte o zaman 'tamam' dedim, 'burada yaşanır'. özellikle utah ve arizona taraflarına yaptığım o ilk büyük seyahati unutamam. i-15 üzerinden güneye inerken manzara bir anda kızıl kayalıklara dönüştüğünde insan gerçekten küçük olduğunu hissediyor. girişinde o devasa kanyonun ortasından geçerken boynumuz tutulmuştu yukarı bakmaktan. türkiye'de ya da avrupa'da alışık olduğumuz o düzenli ama kısıtlı doğadan çok farklı, burada doğa seni yutuyor resmen. alıp yıl boyu istediğin parka girmek bu ülkenin sunduğu en büyük nimetlerden biri. geçen yaz montana'da içindeki üzerinde sürerken, bir yanımızda buzullar diğer yanımızda uçurumlar varken hissettiğim o özgürlük hissini başka hiçbir yerde bulamadım. her noktasında durup sadece o sessizliği dinlemek, telefonun çekmediği o vadilerde kaybolmak insanı gerçekten resetliyor. bazen sadece bir hafta sonu kaçamağı yapıp en yakın alanına gitmek bile haftalık stresi alıp götürüyor. (bkz: ) gerçekten boşuna söylenmiş bir laf değil, o direksiyonun başındayken önündeki sonsuz asfaltın nereye varacağını bilmemek bu ülkenin en büyük lüksü sanırım. benim için amerika'nın en büyüleyici yanı kesinlikle bu uçsuz bucaksızlık.
nazli bulamadim31 Eki 2026 12:52