abd'de milli parklarda kaybolmanın meditatif yanı
geçen ay işten bir hafta izin alıp utah ve arizona taraflarına vurdum kendimi. san francisco'da yaşarken o beton yığınından ve sürekli muhabbetlerinden yorulunca insanın canı gerçekten sessizlik çekiyor. salt lake city'den kiraladığım bir suv ile yola çıkıp zion'a vardığımda hissettiğim o küçüklük hissini başka hiçbir yerde yaşamadım. türkiye'de doğa dediğimiz şey genelde bir piknik alanı veya mangal kokulu bir orman kenarıyken, burada olayı bambaşka bir boyuta taşımış. yıllık 80 dolara aldığım kartıyla her parkın kapısından ev sahibi gibi girmek çok büyük lüks. özellikle bryce canyon'da gün doğumunu izlerken o hoodoo denilen kulelerin arasından süzülen turuncu ışığı görünce, insanın neden bu kadar uzaklara taşındığını anladığı o işte bu anı geliyor. beni en çok şaşırtan şey bu kadar vahşi ve devasa bir doğanın içinde bile sistemin tıkır tıkır işlemesi. her patikanın zorluk derecesi belli, kısımlarında temiz tuvalet var, haritalar milimetrik. moab tarafında arches'ta gece gökyüzüne bakınca samanyolu'nu çıplak gözle görmek, istanbul'un ışık kirliliğinden sonra resmen ruhsal bir detoks gibi geldi. yollarda bazen saatlerce başka bir arabaya rastlamıyorsun ama asfaltta tek bir çukur yok. (bkz: ) gibi burada da her yol sanki başka bir gezegene çıkıyor. çölde tek başıma sürerken radyoda sinyalin kesildiği, sadece kendi düşüncelerimle kaldığım o anlar gurbette olmanın verdiği o yalnızlık hissini hüzünden çıkarıp bir tür özgürlüğe dönüştürdü. amerika'nın o kalabalık, gürültülü ve tüketim odaklı yüzünden kaçıp bu devasa sessizliğe sığınabilmek buradaki en büyük tesellim oldu.
nazli bulamadim21 Eyl 2026 03:38