kanada'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
kanada'ya geleli neredeyse altı sene oldu, dışarıdan bakınca her şey yolunda; düzenli iş, güvenli sokaklar, tıkır tıkır işleyen bir sistem. ama şu kış akşamları yok mu, adamın ruhunu sömürüyor resmen. toronto'da yaşayanlar bilir, o dondurucu soğuk başladığında sosyal hayat dediğin şey tamamen kapalı mekanlara ve haftalar öncesinden yapılan planlara hapsoluyor. türkiye'deki o "hadi akşam size geliyoruz" ya da "beşiktaş'ta birer bira içelim" spontanlığı burada resmen bir lüks. geçen gün işten çıkmışım, ttc ile eve dönerken camdaki yansımama baktım ve ne kadar yalnızlaştığımı fark ettim. insanlar çok kibar, her kapı açışında bir "sorry", her kahve alışında bir "have a nice day" duyuyorsun ama o nezaket aslında arana çekilmiş aşılmaz bir duvar gibi. birisiyle gerçekten samimi olup evine girmek, dertleşmek aylar hatta yıllar alıyor. sosyal hayatın üzerine kurulu olması beni en çok yoran şeylerden biri. kimseyle öylesine, sadece insan olduğun için tanışmıyorsun sanki; hep bir çıkar veya profesyonel bir zemin aranıyor. vancouver veya montreal tarafları nasıldır bilmem ama ontario'nun bu gri havasında gurbet hasreti sadece özlem değil, fiziksel bir ağrı gibi çöküyor bazen. markette ülker çikolatalı gofret görünce gözleri dolan koca koca insanlarız sonuçta. sizde durumlar nasıl? bu kibar ama mesafeli hayatla nasıl başa çıkıyorsunuz? bazen (bkz: ) bile yetmiyor o içteki boşluğu doldurmaya. siz de benim gibi bazen sadece bir vapur sesini veya mahalle kahvesindeki o anlamsız gürültüyü özlüyor musunuz?
engin seyyah18 Eki 2026 23:26