hollanda'da bisikletle hiç bilmediğin bir köye sürüklenmek

geçen hafta sonu hava hafif güneşli diye amsterdam'dan basıp nereye gittiğimi bilmeden pedal çevirmeye başladım. buradaki olayı gerçekten dünyanın en büyük lükslerinden biri olabilir. dümdüz yollar, her yer yemyeşil, trafik stresi sıfır. amstelveen taraflarından aşağıya, ouderkerk aan de amstel tarafına saptım. aslında niyetim sadece yarım saat turlayıp dönmekti ama o tabelalarını takip edince kendimi bir anda hiç adını duymadığım, kanalların kıyısında minnacık evleri olan masalsı bir köyde buldum. insanın ruhu dinleniyor resmen. bir yanımda koyunlar otluyor, diğer yanımda asırlık yel değirmenleri tıkır tıkır dönüyor. türkiye'de şehir stresinden, emniyet şeridinden giden magandalardan kafayı yemiş biri olarak buradaki o sessizlik ve karşılıklı saygı kültürü hala beni şaşırtıyor. o köyde tesadüfen küçük bir kafe buldum, yaşlı bir teyze işletiyordu, elmalı turtası yani tek kelimeyle efsaneydi. yan masada oturan yerlilerle selamlaşıp kahvemi içerken "hayat bazen bu kadar basit olmalı" dedim kendi kendime. hollanda'da yaşamanın en büyük artısı bu; büyük maceralara, aylar öncesinden yapılan devasa tatil planlarına gerek yok. bir bisiklet, bir de hafif güneşli hava yetti de arttı bile. (bkz: ) tadında bir gün yaşattı bana. eve döndüğümde bacaklarım yorgundu ama zihnim aylardır olmadığı kadar berraklaşmıştı. bazen plansızca yola düşmek, sistemin tıkır tıkır işlediği bir coğrafyada en büyük hediye oluyor insana.
kubilay asisi26 Eki 2026 13:26