almanya'da bavyera alpleri'nde kaybolmanın huzuru
geçen hafta sonu münih'teki o alışık olduğumuz kapalı havadan bunalıp kendimi bir anda hauptbahnhof'ta buldum. cebimde sadece bir ile rastgele bir yöne, güneye doğru gitmeye karar verdim. hedefim aslında çok meşhur yerler değildi, sadece haritada yeşil görünen ve adını daha önce pek duymadığım mittenwald tarafına attım kendimi. trenin camından akıp giden o kusursuz bavyera köylerini izlemek bile insanın içindeki kaosu dindiriyor. istasyondan indiğim anda burnuma çarpan o taze dağ havası ve çam kokusu şaka gibiydi. almanya'da yaşamanın en güzel yanı sanırım bu; şehirden sadece bir saat uzaklaştığında kendini bambaşka bir evrende, tertemiz bir doğanın kucağında bulabiliyorsun. kasabanın içinden geçip tarafına doğru yürümeye başladım. yollar o kadar bakımlı ki, insan kaybolmak istese bile kaybolamıyor ama o yolunu kaybetme hissinin verdiği özgürlük paha biçilemez. yolda karşılaştığım her teyze, her amca gülümseyerek bir servus ya da grüß gott patlatıyor, kendimi bir anda o (bkz: ) başlığında anlatılan samimiyetin ortasında hissettim. zirveye yakın bir yerde mola verip yanımda getirdiğim sandviçi yerken aşağıdaki lautensee gölü'nü izledim. o an, türkiye'deki o bitmek bilmeyen koşturmacanın, gürültünün ve stresin ne kadar uzağında olduğumu iliklerime kadar hissettim. bazen buraların düzeni, kuralları insanı darlıyor gibi gelse de, doğaya bu kadar saygı duyulması ve herkesin bu güzelliği korumak için elinden geleni yapması gerçekten takdire şayan. günü bir yerel içerek kapatıp eve döndüğümde, içimde uzun zamandır hissetmediğim o huzurlu yorgunluk vardı. bazen en büyük lüks, sadece bir tren biletiyle bu huzura erişebilmekmiş.
bana bi dur de10 Eki 2026 11:23