hollanda sokaklarındaki o naif minibieb kültürü

hollanda'ya ilk taşındığımda utrecht'te kanal kenarında yürürken bir evin bahçe çitine monte edilmiş, cam kapaklı küçük bir ahşap kutu görmüştüm. içinde kitaplar vardı. başta ne olduğunu anlamadım, hobi olarak birileri bir şeyler mi sergiliyor diye düşündüm. meğer o meşhur dedikleri olaymış. bu kadar basit ama bu kadar etkili bir sosyal paylaşım ağı daha görmedim. yıllardır buradayım, hala her gördüğümde içimi bir huzur kaplıyor. sadece kitap da değil, bazı sokaklarda dedikleri paylaşım dolapları var. ihtiyacı olan gelip makarna, konserve, bazen çocuk bezi alıyor; durumu iyi olan da dolabı dolduruyor. ama o minibieb olayı bambaşka bir estetik seviye. geçenlerde bizim sokaktaki kutuda stephen king’in 90'lardan kalma bir baskısını buldum, yerine okuyup bitirdiğim bir haruki murakami kitabını bıraktım. kimse kimseyi denetlemiyor, kimse oradan bir şeyi çalma derdinde değil. o mahalle kültürünün ve karşılıklı güvenin en somut hali bu sanırım. bazen çocuk kitapları oluyor, bazen eski atlaslar, bazen de hollandaca öğrenmeye çalışan biz gurbetçiler için altın değerinde olan basitleştirilmiş hikayeler. özellikle o bitmek bilmeyen yağmurlu günlerde kutuların içindeki kitapları kuru tutmaya çalışan ev sahibinin özeni gerçekten takdire şayan. türkiye'den gelen biri olarak bu kamusal alanda sahipsiz bırakılan eşyaya ve başkasına güvenme mevzusu hala beni her gün şaşırtıyor ve mutlu ediyor. insan kendini sadece o sokakta yaşayan bir yabancı gibi değil, o mikro komünitenin bir parçası gibi hissediyor. (bkz: ) kadar gürültülü değil ama çok daha derin bir aidiyet hissi bu.
rockcisi kopegi20 Eki 2026 02:38