amerika'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

buraya taşınalı beş sene oldu, hala alışamadığım tek şey o meşhur mesafeler ve her şeyi haftalar önceden planlama zorunluluğu. dallas'ta bir banliyöde yaşıyorum; hani şu filmlerdeki güzel bahçeli, geniş yollu mahalleler var ya, hah işte tam orası. ama o bahçeden çıkıp bir insan göreyim, ayaküstü iki kelam edeyim dersen imkansız. en yakın kahveciye gitmek bile arabayla en az 15 dakika . türkiye'deki o spontane gelişen "hadi çay koydum gel" ya da akşamüstü sokakta rastlaştığın komşuyla iki lafın belini kırma olaylarını o kadar özledim ki anlatamam. burada sosyal hayat tam bir savaşına dönmüş durumda. en yakın arkadaşımla bir akşam yemeği yiyeceğiz diye iki hafta önceden takvimleri çakıştırıyoruz. işten çıkış saatleri, o bitmek bilmeyen trafiği ve herkesin kendi kozasında yaşaması insanı bir süre sonra içine kapatıyor. bazen hafta sonu sosyalleşeceğim diye bir saat yol gidiyorum, kalabalık bir barda üç beş yüzeysel cümle kurup aynı yolu geri dönüyorum. eve girdiğimde hissettiğim o boşluk hissi (bkz: ) başlığında anlatılanlardan çok daha derin. en çok da özel günlerde veya akşamları o balkonda oturup mahalle gürültüsünü dinleme hissini arıyorum. trader joe's'tan aldığın dondurulmuş lahmacun ya da markette tesadüfen bulduğun türk markası peynir o masadaki eksikliği, o ruhu doldurmuyor. bazen gece yarısı bomboş otoyollarda sürerken kendimi çok yalnız hissediyorum. bu "suburb" yalnızlığını aşabilen, burada gerçekten o sıcak sosyal çevreyi kurabilen var mı yoksa hepimiz mi kendi arabalarımızda yüksek sesle türkçe şarkılar dinleyip efkar dağıtıyoruz?
ceyda doner20 Eki 2026 06:38