almanya'da pazar günü çöken o derin yalnızlık
beş yılı devirdim buralarda ama şu pazar günlerine hala alışamadım arkadaş. hani türkiye'de pazar demek bazen dışarı çıkmak, kalabalığa karışmak, en kötü ihtimalle açık bir markete gidip iki muhabbet etmek demektir ya, burada tam bir sessizlik yemini. denilen o kavramın insanın üzerine toprak gibi serilişini her hafta sonu yaşıyorum. münih'in göbeğinde olsan bile o dükkanların kapalı kepenkleri, sokaktaki in cin top oynama hali insanın içindeki gurbet hissini körüklüyor resmen. iş yerinde her şey tıkırında, maaş yatıyor, sistem işliyor ama o sosyal boşluk dolmuyor bir türlü. bir arkadaşımı hadi yarım saate kahveye geliyorum diye arayamıyorum. kültürü sosyal hayata öyle bir işlemiş ki, bir kahve içmek için üç hafta önceden takvimde boşluk arıyoruz. bazen kendimi (bkz: ) başlığını okurken tek değilmişim diye teselli ederken buluyorum. hafta içi her şey çok profesyonel, herkes çok nazik ama saati gelince herkes kendi kozasına çekiliyor. o anlarda insanın canı şöyle kalabalık bir sofrada, saatin kaç olduğunu umursamadan edilen bir muhabbeti çekiyor. bazen rewe'den aldığım bir paket çekirdekle parkta oturup geleni geçeni izliyorum ama herkes o kadar kendi dünyasında ki. bu durum sadece benim sosyal beceriksizliğim mi yoksa almanya'nın genel o gri havasından mı kaynaklanıyor emin değilim. siz buralarda bu boşlukla nasıl başa çıkıyorsunuz? yani o aidiyet hissini gerçekten kurabilen var mı aranızda, yoksa hepimiz aslında birer yabancı gibi mi hissediyoruz hala?
hayat boyle iste16 Eyl 2026 10:23