geçen hafta sonu bath tarafındaki köylerden birinde yürüyüşe çıkmıştım. hani şu meşhur (bkz: ingiltere'de public footpath tabelalarını takip etmek) olayını yaparken karşıma çıktı. yolun kenarında, minik bir tahta kulübenin içinde taze yumurtalar, ev yapımı reçeller ve bahçeden yeni koparılmış çiçekler duruyordu. başında ne bir satıcı var ne de bir kamera. yanına da bir kavanoz koymuşlar, üzerine 'eggs £1.50' yazmışlar. işte buna (gbkz: honesty box) diyorlar. türkiye'de büyümüş biri olarak ilk gördüğümde 'abi kimse çalıyor mu bunu?' diye düşünmeden edemedim, itiraf edeyim. ama burada bu bir güven meselesi ve toplumsal dokunun ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor. parayı o kavanoza atıp yumurtanı alıp gidiyorsun. bazen içine 'üstü kalsın' diye fazladan atanlar bile oluyor. o an yaşadığım o huzuru ve insanlığa olan inancımı anlatamam. sadece köylerde de değil, londra'nın biraz dışındaki mahallelerde de benzer bir paylaşım kültürü var. evinin önündeki duvara 'free' yazıp artık ihtiyacı olmayan kitapları, saksıları hatta sapasağlam mobilyaları bırakanlara çok denk geldim. geçenlerde de bir evin önünde (gbkz: sourdough) ekmeği görmüştüm, fırından yeni çıkmış gibiydi. yanındaki kutuya gönlümden kopanı bıraktım. bu tip küçük detaylar, insanın gurbette olduğunu unutturup 'burası gerçekten yaşanacak yer' dedirtiyor. sisteme ve birbirine güvenmek insanın üzerindeki o gereksiz savunma mekanizmasını kırıyor. benim için ingiltere'nin en sevilesi yanlarından biri kesinlikle bu mahalle ve köy dayanışması.