amerika'da plansız yolculuğa çıkmanın hafifliği

türkiye'deyken tatile çıkmak demek aylar öncesinden otel ayarlamak, her şeyi ince ince planlamak demekti ama burada durum bambaşka. california'da yaşadığım şehirden çıkıp nevada üzerinden utah'a doğru direksiyon sallarken fark ettiğim o özgürlük hissini başka hiçbir yerde bulamadım. altındaki arabaya güveniyorsan ve bagajda iki kamp sandalyesi varsa dünyanın en zengin insanı sensin. geçen ay öylesine yola düşüp zion national park tarafına gittim. cebimde olduğu için her kapı bana sonuna kadar açık. o devasa kızıl kayaların arasından geçerken insan kendi küçüklüğünü ve doğanın o muazzam gücünü iliklerine kadar hissediyor. yol üstünde tesadüfen girdiğim bir diner'da hayatımda yediğim en iyi elmalı turtayı yerken, yan masadaki kovboy şapkalı amcanın durduk yere "yolculuk nereye evlat?" diye sormasıyla başlayan o samimi sohbet, buradaki o meşhur mesafeli duruşun aslında ne kadar kolay kırılabildiğini gösterdi. en güzel yanı da her köşe başında bir olması. tabelayı görüp sağa çekiyorsun, karşına çıkan manzara bazen bir tablodan daha gerçek dışı duruyor. (bkz: ) gerçekten anlatıldığı kadar varmış. ve o an gerçekten dünyanın geri kalanından koptuğumu hissettim. arabanın radyosu çekmediğinde sadece rüzgarın sesini dinleyerek millerce gitmek insana kaybettiği o iç huzuru geri veriyor. akşamına bir kamp alanında ateş başında oturup yıldızları izlerken "iyi ki buradayım" dedim. bu uçsuz bucaksızlık insanı bazen ürkütse de keşfettikçe bağımlılık yapıyor.
tugce ayi21 Eki 2026 06:44